Hayat Sana Aksini Kanıtlayacak
Ve bir kez daha eline aldığında telefonu saate bakmak için, saat 4.27. Güneş daha doğmamıştır, çok uykun vardır, sabah mesai vardır ama gece 4.27 ve bütün hücrelerin bir olmuş sana uyuma diyordur. Uyuma, ölüyoruz.
And once again, when you pick up your phone to check the time, it's 4:27. The sun hasn't risen yet, you're very sleepy, you have to work in the morning, but it's 4:27 in the morning and every cell in your body is united, telling you not to sleep. Don't sleep, we're dying.
Ve yine 4.27’de uyandığın bir sabah var olmayan yerlere gitmeyi özlersin. Sonra zaten çok uzaklarda olduğunu hatırlarsın. Zaten çok uzaklardasın ama kaçamamışsındır. Saat 4.27 uyuyamazsın.
And once again, at 4:27 in the morning, you wake up longing to go to places that don't exist. Then you remember that you are already far away. You are already far away, but you haven't been able to escape. It's 4:27, and you can't sleep.
4.27’de uyandığın bütün sabahlar seninle yaşlı bir kadının sesiyle konuşur. Bütün o mutsuzlukları hatırlatır. Kim bilebilirdi ki günün ilk ışıklarının bu kadar acımasız olabileceğini?
Every mornings you wake up at 4:27, an old woman's voice speaks to you. It reminds you of all those miseries. Who could have known that the first light of day could be so cruel?
Şanslıysan bazen bir sebebi olur bütün bunların, bazen sadece hayat seninle bir oyun oynamaya karar vermiştir.
If you're lucky, sometimes there's a reason for all of this; sometimes, life has just decided to play a game with you.
Sen iki büklüm yatarken yatakta, en karanlık sabahlarda, bazı insanlarda ya da yaşlı bir kadın sesinde vazgeçmeye çok hazırken hayat sana aksini kanıtlar. Var olduğun sürece, acı çektiğin sürece, hissettiğin sürece hayat sana hep aksini kanıtlar.
While you lie curled up in bed, in the darkest mornings, ready to give up, on someone or at the sound of an old woman's voice, life will prove you wrong. As long as you exist, as long as you suffer, as long as you feel, life will always prove you wrong.
Saat 4.27’ler geçer, kuşlar ötmeye başlar, okula giden çocukların seslerini duyarsın, karnın guruldamaya başlar. Kalkıp bir kahve alırsın ve yine o güne başlarsın.
The 4:27s pass, the birds start to sing, you hear the voices of children going to school, and your stomach starts to growl. You get up, make yourself a coffee, and start the day once again.
Bütün insanların arasında yalnız hissettiğin o anlarda, var olmanın haksızlık olduğunu düşündüğünde, hayat akıp giderken kaybolursun ama sonra bir yağmur yağar, belki biraz ağlarsın. Yüzüne düşen her damlayı hissedersin, gökkuşakları açar ruhunda yağmur damlaları düştükçe yer yüzüne.
In those moments when you feel alone among all the people, when you think that existence is unfair, you get lost as life flows by, but then it rains, and maybe you cry a little. You feel every drop that falls on your face, and as the raindrops fall to the ground, rainbows appears up in your soul.
Sen tam vazgeçtiğinde, saat 4.27’de, kuşlar uyurken ve yağmıyorken yağmurlar hayat sana aksini kanıtlar. Erken uyanan bir kuş cıvıltısında yeniden yaşamayı öğrenirsin. Bir çocuk elinde dondurması annesine doğru koşar, uzaklardan bir piyano sesi gelir, telefonun çalar… ve bir gün saat 4.27 mutlu bir rüya görürsün.
Just when you're about to give up, at 4:27, while the birds are sleeping and it's not raining, life will prove you wrong. You learn to live again in the chirping of an early bird. A child runs towards their mother with an ice cream in hand, a piano sound comes from afar, your phone rings... and one day at 4:27, you will have a happy dream.

Yorumlar
Yorum Gönder